12 Eylül 2014 Cuma

Basit Kent Hareketi | Brezilya: "Buradan hangi otobüs geçer?"

Brezilya’da birçok otobüs durağında, durak güzergahını kullanan otobüslere ait bilgilendirici içerik olmamasına yönelik ülke çapında basit bir etiket(sticker) tasarımıyla başlatılan “Que Onibus Passa Agui?” yani, “Buradan hangi otobüs geçer?” kampanyası beklenmeyen ilgiyle büyümeye devam eden sayılı toplumsal projeden biri.


Ülkede yer alan bir çok otobüs durağında hangi numaralı otobüslerin durağının olduğu yazmaması ve bu numaraların güzergahları hakkında bilgi verilmemesi üzerine; insanların yanlış durakta beklemesini önlemek ve vakit kaybının önüne geçmek isteyen Porto Alegre şehrinin vatandaşları, yetkilelerin konuyla ilgilenmemelerinden yola çıkarak kendi insiyatiflerini kullanmaya karar veriyorlar. Kısıtlı bir bütçe ve basit bir fikirle yola çıkan grup, insanlardan kullandıkları duraklara bildikleri otobüs numaralarını ve güzergahlarını yazmalarını istiyorlar. Kentli ve turistlerin temel ulaşım ihtiyacını karşılamaya yönelik gerçekleştirdikleri eylem, ilk başta basitçe insanların bekledikleri duraklardan geçen otobüsler hakkında bilgi sahibi olmalarını amaçlıyor. Porto Alegre şehrinin tüm semt duraklarında gözlenilebilen el yazısı işaretlerin, grafik tasarım şirketi olan All Signs’ın dikkatini çekmesi üzerine; basit bir toplumsal hareket olan proje boyut değiştiriyor. Ekibe üzerlerine numara ve güzergahları yazabilecekleri, 50 farklı renk tonuna sahip farklı etiket tasarımları üreten firma, otobüs duraklarındaki bu problemi daha görünür kılmak adına, ücretsiz kullanabilecekleri bir tasarım kiti hazırlıyor. Bir süre sonra Brazilya’nın başkenti Brasilia ve Rio de Janerio gibi bir çok büyük kentte de görülen stickerlar günlük hayatta insanların sıklıkla karşılaştığı bu sorunun kanıksanmışlığını da gözler önüne seriyor. Brezilya’nın bir çok eyaleti ve kentinde stickerlar için talep artmasına karşılık tasarım şirketi, internet yoluyla duyurduğu haberde, insanların tasarım kitine ücretsiz olarak kendi websitelerinden ulaşabilecekleri bir link paylaştı.


Günlük hayatta karşılaşılan kent problemlerinden birinin bir çok farklı coğrafya için ortak problem olduğunu gözlemleyen ekip, bugün itibariyle 20 şehirde devam etmekte olan proje için bir Facebook sayfası ve etkinliği oluşturmuş durumda. Dünyanın bir çok farklı yerinden 6000 otobüs durağına ulaşmış olan proje; Brezilya dışında Birleşik Devletler’de hızla yayılırken, Avrupa’da da çağrılarına karşılık almaya başladı. Basit bir etiket tasarımıyla sorunlarına çözüm bulan bölge vatandaşları, aldığı geri dönüşlerle projeyi büyütmeye devam ederken ve dünyanın her yerinden insanları kendi coğrafyalarına ilişkin benzer sorunlara çözüm üretmeye çağırıyor.




Proje'nin facebook sayfası için: Que Onibus Passa Aqui?


9 Eylül 2014 Salı

Sosyal Etki : the Core77 2014 Design Award

1995 yılından beri profesyonel tasarımcıların, tasarım öğrencilerinin ve tasarım severlerin dünya çapında sesi olmayı başarmış the Core77; yayınladığı makaleler, düzenlediği forum ve çeşitli etkinlikler ile tasarım dünyasındaki gelişmeleri yakından takip etmeye devam ediyor. Günümüz dünyasının üretiminde “tasarım” faktörünün etkileri düşünüldüğünde, the Core77 Tasarım Yarışması, yayınladığı 17 farklı kategoriyle tasarımcı, araştırmacı ve yazarlara; dünyayla iletişim kurmalarını sağlayacak olanaklar sunuyor. Mobilya, iç mekan, ışıklandırma tasarımı gibi alanların yanısıra; yazı ve eleştiri, strateji ve araştırma, servis vb. gibi bir çok farklı kategorisi bulunan yarışmanın 2014 yılı “Social Impact” yani, “Sosyal Etki” kategorisi, farklı coğrafyalara ilişkin bir çok probleme, tasarım pratikleri üzerinden çözümler üretiyor.


Profesyonel kategorisinde yer alan ilk tasarım, Sam Rulli (Xylem Essence of Life) tarafından, suyun yer çekimi kuvveti yönündeki hareketinin insan ağırlığıyla ilişkilendirilerek tarım ürünlerinin sulanması programına dayanan; küçük çiftlik sahipleri için tasarlanmış "Saajhi Stepping Pump", yakın su kaynaklarından suyun taşınması işlemine yönelik olarak geleneksel taşıma yöntemlerine kıyasla %40 daha az su kaybı sağlıyor. Xylem’in Afrika, Güney Amerika, Orta Asya ve Hindistan’da yaptığı araştırmalara göre, küçük boyutta çiflik sahibi olan kişilerin, tarım alanlarının en verimli şekilde üretimde olabilmesi için gerekli olan sulama ekipmanlarının gerekliliğinin, coğrafi ya da maddi yetersizlik sebebiyle karşılanamamasını merkeze alarak gerçekleştirilmiş olan proje, asgari geçimlerini sağlamaya çalışan çiftçilere odaklanmakta.


“3D Printed Personal Ekso” adlı diğer eşdeğer tasarım, tekerlekli sandalye ihtiyacı halindeki kullanıcıları merkezine alan Ekso, dış iskelet (eksoskeleton) olarak tasarlanmış bir robot. Şu anda prototip olarak üretilmiş olarak üretilmiş olan robot, üç boyutu olarak üretilmiş eklem kısımlarıyla insan omurgası arasında bir bağlantı oluşturuyor. Gustavo Fricke ve Scott Summit’in (3D Systems, Ekso Bionics) biyoloji ve teknoloji arasındaki bir geçiş ürünü olarak tanımladıkları robot, ürün ağırlığı ve insan deriyle taması minimalize ederken; kişinin sosyal olarak çevreyle temasını, hareket yeteneklerini ve yürümesini sağlamaya ve maksimize etmeyi hedefliyor.


Esansiyel Tremor (Temel Titreme Rahatsızlığı) ve Parkinson gibi hastalıklara yönelik olarak geliştirilen, titreme halini geçeriz kılma teknolojisi Liftware; el ile gerçekleştirilen günlük eylemlerin olanaksızlığına odaklanıyor. “A Self Stabilizing Spoon for Hand Tremors” adlı tasarım, Liftware teknolojisiyle geliştirilen ve temel bir ihtiyaç olan yemek yemeyi, titreme rahatsızlığına sahip olan hastalar için sorunsuz kılmayı hedefliyor. Porfesyonel kategorsinin diğer bir eşdeğer ödülünü kazanmayı hak eden tasarım, dünya üzerinden yaşlı nüfusun %14’ünün sahip olduğu titreme rahatsızlığına yönelik olarak Anupam Pathak, John Redmond, Michael Allen tarafından geliştirilmiş.


Öğrenci kategorsinin ilk eşdeğer kazananlarından biri olan “Walter - Alter the Wheelchair” projesi, Christian Bremer ve Erik Ohlson tarafından geliştirilmiş. Walter, gelişmekte olan ülkelerde engelli bireylerin hayat standartlarının daha zor olduğu gerçeğini merkezine alarak geliştirilen, tekerlekli sandalye kullanıma yönelik ihtiyaçlara dikkat çekmeyi hedefleyen bir proje. Düşük maliyetli şekilde, engebeli arazi araçlarına benzer bir sistem ile geliştirilen Walter, eğimli yüzeylerde düşme ihtimalini ortadan kaldırırken; yer değiştirmek, masaya yerleşmek gibi eylemleri kullanıcının kendi isteğine göre ayarlamasına olanak sağlıyor.


Alzaymır (Alzheimer) hastarı ve yakınları için geliştirilen, tasarımcırı Migle Padegimaitei, Lina Trulsson, Darja Wendel, ve Emily Keller’ın basitçe “hatırlatıcı” olarak tanımladığı “Remind - Music for Memory)"; yarışmanın öğrenci kategorisinin eşdeğer kazananlarından biri. Dünya üzerinde yaklaşık olarak 5,5 milyon Alzaymır hastası, bugün bilinen tedavi yöntemlerinden biri olan müzik ile geçmişlerini hatırlayabilemekte ve çevreleriyle bir bağ kurabilmektedir. Dokunulabilir bir müzik çalar olarak tasarlanan cihaz, hastaların hatırlayamadıkları anları, onlar için geliştirilen kişisel mobil müzik programıyla, ihtiyaç duydukları anlarda onlara çalmayı sağlıyor. Hastalığın şiddeti ve etkilerini sosyal alanlarda ve günlük hayatta azaltmayı hedefleyen tasarımcılar; “Alive Inside” adlı, hasta insanlara müzik ulaştırmayı konu edinen bir belgeselden yola çıkarak geliştirdiklerini belirtiyor.


Son olarak, öğrenci kategorisinin eşdeğer kazananı olan Scott E Forsythe tarafından geliştirilmiş olan, “Additio Prosthetic tool System”; vücut uzuvlarını kaybetmiş bir çok kimse için günlük hayatlarını kolaylaştırmayı hedefleyen bir tasarım. Kol ve bacak kaybına uğramış bir çok insan için geliştirilen bir çok teknolojinin, maddi ve manevi olanaksızlıklar yoluyla bireylere ulaşamamasını konu edinen proje; uzuv kaybına sahip kişilere eklemlenen cihazlar yerine; çevresel koşulları bu bireylere göre geliştirmeyi öngörüyor. Günlük hayatta ev içinde kullanılan bir çok nesne ve elemanın basit değişikliklerle, uzuv kaybına sahip bireylere yönelik olarak geliştiren proje; yaşam kalitesini arttırmayı hedeflerken, farklı çevresel bileşenlerle bireylerin ilişkilerini destekleyerek güçlendirmeyi hedefliyor.

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Bisikletli Tepeler

Norveç’in tepe kentlerinden biri olan Trondheim’da, bisiklet kullanımını yaygınlaştırmaya yönelik; kentin yokuş alanlarından birine yerleştirilen “Bisiklet Asansorü(CycloCable)” eğime sahip kentlerde bisiklet kullanımına dair algıyı değiştirirken, kentlinin ulaşım pratiklerini geliştirmeyi hedefliyor.


Söz konusu İskandinavya ülkeleri olduğunda, yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve toplumun farklı kesimlerinin eşit şekilde faydalanabilmesi yolunda yapılan çalışmalar bizleri şaşırtmasa da, Jarle Wanvik’in geçen yıl gerçekleştirdiği, bisiklet kullanıcılarının diğer kent yolcularıyla eşit standartlara sahip olmasına yönelik girişimi Avrupa’da hızla yayılmakta. İlk defa 1993 yılında “Trampe(şimdiki adı CycloCable)” adıyla üretilen bisiklet asansörü, 15 yıllık kullanım süresince 200 binden fazla bisiklet sürücüsünü Trondheim’ın tepelerine ulaşmasını sağladı. 


2013 yılında bisiklet tutkunu Jarle Wanvik’in girişimleriyle, güvenli ve konforlu bir yolculuk için tekrar tasarlanan asansör, STRMTG sertifakasıyla (French Aerial Ropeway and Guided Transport Technical Services) 2000 yılında imzalanmış olan Avrupa Yolcu Taşıma Deklorasyonu şartlarını sağlarken; kullanıcılarına ücretsiz hizmet sunuyor. Bisiklet asansörünü oluşturan yapı elemanları telesiyej sistemini andırmasının yanı sıra; sistem, bir ayak plakası üzerine gelen kütleyi belirli bir hızla ittirme hareketine dayanarak çalışıyor. Sistem elemanlarını ve çalışma biçimini inceleyebilmek için buraya bakabilirsiniz.

CycloCable endüstriyel üretime yeni geçmesiyle birlikte, uluslararası piyasada yerini almış durumda. Jarle Wandik, dünyanın bir çok yerinde bu uygulamayı görmeyi beklediklerini ve bisiklet kullanımının yaygınlaştırılmasını hedeflediklerini, belirtiyor. Kullanıcıları arasında yalnızca bisiklet sürücülerinin olmadığı asansör, kentin eğimli alanlarıyla sorun yaşayan bir çok insana farklı motivasyonlar sağlamaya devam ediyor.



Tüm fotoğraflar CycloCable'ın resmi internet sayfasından alınmıştır. Ayrıntılı bilgi için aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz:

"City with the Big Hill Builds Bike Escalator to Encourage Casual Cyclists", TwistedSifter




21 Temmuz 2014 Pazartesi

Eski Otobüs, Yeni Mobil Duş

San Fransisco’da eski belediye otobüslerinin yenileneceği üzerine bir haber görüp, bu otobüslerin nasıl kullanılabileceği üzerine kafa yoran LAVA MAE derneğinin kurucusu Doniece Sandoval, belediye otobüslerini yenileyerek evsizlerin günlük hijyen ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlıyor.


LAVA MAE’nin belirttiğine göre, San Fransisco bölgesinde sayıları yaklaşık 3,500 bini bulan evsiz insanların duş alabileceği; kabin sayısı 60-70 ile sınırlı. Evsizlerin ihtiyaç duyduklarında duş alabilecekleri lokasyonları geliştirmeyi amaçlayan proje; eski belediye otobüslerini, birer mobil duş kabinine çevirerek kentin farklı noktalarında bu hizmeti sunabiliyor. Proje yürütücüsü olan Doniece Sandoval, eski belediye otobüslerinin yenilenmesi üzerine okuduğu gazete haberinden sonra, otobüslerin ait olduğu merkeze giderek bir bağış programı olduğunu öğrendikten sonra, bu bağışın kendi derneklerine yapılmasını sağlıyor.

Projenin baş mimarı olan Brett Terpeluk, bir ulaşım aracının mobil bir duş kabinine çevirilmesini sağlayan tasarım sürecine dair aylarca beyin fırtınası yaptıklarını belirtiyor. Otobüslerin tasarım için uygunluğuna dair şüphelerinden bahsederken; temiz su, kirli su ayrımı ve kullanımının proje boyunca en büyük problem olduğunu belirten mimar, bu probleme şehirde yer alan itfaiye vanalarını kullanarak çözüm bulduklarını ifade ediyor. İçinde iki duş kabinine sahip olan mobil tasarım; her bir birimde duş, lavabo, tuvalet ve küçük birer kıyafet değiştirme alanına sahip. Proje yürütücüsü olan Sandoval birimleri, sadece 20 dakikalığına bu otobüste vakit geçirecek bile olsanız kendinizi ve bedeninizi dinlendirip arınabileceğiniz tamamen size özel bir alan, olarak tanımlıyor. Tasarım aşamasını tamamlayan ekip, evsiz insanlara destek sağlayan bir organizasyon şirketiyle karşılıklı görüşme halinde, mobil araçların kullanım alanını genişleterek, herkese ulaşabilmeyi amaçlıyor. 


Kendilerini, “Bizim odaklandığımız şey insanlara hijyen sağlayabilmek; çünkü hijyenin özgüven sağladığına ve özgüvenin yeni olanaklar açtığına inanıyoruz.” sözleriyle ifade eden dernek, 2014 yılının bahar ve yaz mevsiminde  deneme halindeki mobil otobüsleri, ilk olarak San Fransisco ardından New York’ta kullanıcılarıyla buluşturmayı başardı. LAVA MAE, tamamen donanımlı olarak üretilecek olan mobil duş otobüslerinin sokakla buluşma tarihini 2015 yılının ilk yarısı olarak açıkladı. 







15 Temmuz 2014 Salı

Ya Yalnızsam?

Future Pioneers 2014 kazananları ‘Design Council’ tarafından İngiltere’deki ‘New Designers’ adlı tasarım sergisinde belirlendi.

Kazananlardan Lucy Lin’in projesi ‘What If I Am Alone’ (Ya Yalnızsam) düşüncesi üzerine tasarladığı bir ilk yardım çantası. ‘EmergenSee’ adını verdiği ilk yardım ekipmanlarının en önemli özelliği tek başınızayken ilk yardım yapabilmenizi sağlıyor. Günümüzde insanların yalnız yaşamayı daha çok tercih etmesi, bir yaralanma anında yalnız olma olasılığını da arttırıyor. İlk yardımın çoğu zaman bir başkası tarafından uygulanıldığı düşünüldüğünde, kendinize uygulayabileceğiniz ilk yardımın gerekliliği öne çıkıyor. Bu set aynı zamanda bir başkasına yapılacak ilk yardımın da kolaylaşmasını hedefliyor. Projenin tanıtım videosunda duvara monte edilmiş ilk yardım çantasının sadece tek elle açılması ve içindeki ekipmanların da bu şekilde uygulanması anlatılıyor.











12 Temmuz 2014 Cumartesi

Masa Bizden, Sandalye Sizden

Motor veya araba sürücüleri için araca servis (drive-through) restaurantlar varken neden bisiklet kullanıcıları birşeyler yemek veya maillerini kontrol etmek için araçlarından kurtulmak zorunda olsun ki?

Japon tasarım firması Studio Muu Design Studio, ‘the Pit in’ ile bu soruya yanıt vermiş.  2009 yılında tasarlanan ve Design Report Award 2009 in Milano Salone Satellite için aday gösterilmiş ‘the Pit in’ , bisiklet sürücülerine park halindeyken yemek yiyip çalışabilecekleri bir alan sunuyor.


Tek parçadan oluşan masa-park yeri kombinasyonunda bisikletin sandalye işlevi gördüğü mobilya, şehrin farklı yerlerinde, insanların bisikletlerini çaldırma korkusu olmadan, park halinde kahvaltı edebildikleri, arkadaşlarını beklerken bilgisayardan işlerini halledebildikleri açık kamusal alanlar oluşturuyor.

Bisiklet kullanımına teşvik eden tasarımıyla ‘the Pit in’, Studio Muu’nun da vurguladığı gibi yeni bir yaşam tarzı yaratmış durumda.


‘the Pit in’ ile ilgili ayrıntılı bilgiye http://www.storemuu.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Bloom: Kent Oyuncağı

Kentsel oyuncak temasıyla yola çıkan, Alisa Andrasek ve Jose Sanchez tarafından tasarlanan “Bloom: theGame”, ilk defa 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda konuklarını selamlamasından bu yana; kentte yeni formasyonlar üretmeye devam ediyor.



Tasarımcılarının, kamusal alanda kolektif bir üretime teşvik için tasarlanmış kentsel oyuncak, olarak tanımladığı BLOOM projesi; adını tek bir forma sahip olan “bloom” olarak adlandırılan modüllerden alıyor. İlk görücüye çıkışı olan 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda konuk ve izleyicilerin kenti deneyimlemesini amaçlayan tasarım; rengini, o yıl olimpiyatların resmi rengi olan neon pembesinden almakta. Tasarım, tek bir boyut ve şekle sahip modüllerin, 3 farklı birleşim noktasıyla farklı kombinasyonlar elde edilmesine olanak sağlıyor. 

Enerjisini kullanıcısından alan tasarımın ilk yerleştirmesi, 2012 yılında  University College London’da yer alan Victoria Parkı’nda gerçekleştirilmiş; tüm gün kullanıcılarıyla olan ilişkisinin kayıt altına alındığı ve bu sonuçların sosyal meday yoluyla paylaşıldığı videoyu aşağıda bulabilirsiniz. Kentsel deneyimin yanısıra; tasarım sürecine kullanıcıyı dahil etmeyi başaran proje bugünlerde dünyanın bir çok noktasında, farklı yaş grupları ve kullanıcı örnekleriyle; okul, sergi, etkinlikler aracılığıyla farklı deneyimleri depolamaya devam ediyor.


BLOOM'un kullanıcılarla ilişkisini inceleyebilmeniz için Flickr hesabına; bugün devam eden çalışmalar için resmi sayfasına bakabilirsiniz.
Daha fazla bilgi için:

Bloom the Game Official Page, http://www.bloom-thegame.com/main/

3 Temmuz 2014 Perşembe

Gündüz Bank, Gece Barınak

Kanada’nın Vancouver şehrindeki bir dernek, RainCity Housing, şehirde yer alan bankları evsizler için bir sığınağa dönüştürecek, yağmurdan koruyacak bir tasarım kampanyası başlattı. 

Evsiz ve kimsesiz insanlar için barınak ve temel ihtiyaçları karşılayan tasarımlar üretmeyi hedefleyen bir şirketle çalışan dernek yetkilileri, gündüz oturak ya da bekleme aracı olarak kullanılan kent mobilyalarını; gece bir barınağa dönüştürmeyi hedeflemekte. Farklı arayüzlere sahip tasarımların bazıları gün ışığından gelen UV ışığı kullanarak “This is a bench (Bu bir Banktır.)” yazılı tabelalarda; geceleri, parlayan bir şekilde “This is a bedroom (Bu bir Yatakodasıdır.)” beliriyor. Başka bir tasarımın üzerindeyse “Find a Shelter Here(Burada bir Barınak Bulabilirsiniz)” yazarken; başlığı kaldırdığınızda “Find a Home Here(Burada bir Ev Bulabilirsiniz)” yazısıyla karşılaşılıyor.

RainCity derneği bu kampanyayla, haziran başında Southwark Köprüsü Yolu gibi lüks semtlerde evsizlerin barındığı kuytu yerlerin tabanına metal çiviler yerleştirerek; evsizlerin buralarda yatıp kalkmasını ve dolayısıyla “görüntüyü bozmasını” engellemeyi amaçlayan projenin fotoğraflarını internet yoluyla paylaşan Londra Belediyesi’ne olan tepkisini de dile getirdi. Çivileri tasarlayan Tesco Supermarket zincirinin “Uygun davranışlarda bulunmayan insanları (Örneğin: kapı önünde sigara içmek/alkol tüketmek) mağaza/ofis ününden uzak tutmak için kullanılır.” sloganıyla duyurduğu çiviler, sosyal medyada kısa sürede “Anti-Homeles Spikes” yani, "Anti-Evsiz Çivileri" olarak anılmıştı. Belediye atağına, tepkiler hızla büyümüş; bir çok insan hakları aktivisti çivilerden oluşan plakalara zarar vererek işe yaramaz hale getirmişti.

Londra’da olduğunun aksine, Vancouver şehrinde başlayan tasarım hareketi evsiz/kimsesiz insanlara daha iyi bir barınak imkanı sunmaya çalışırken, insani ve kentsel bir soruna da tasarım yoluyla cevaplar aramaya çalışıyor.

Ayrıntılı bilgi için aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz:

21 Mayıs 2014 Çarşamba

'Karanlığın İçindeki Işık'


10 Mayıs'ta Tag Platform olarak 'Karanlıkta Diyalog' sergisine gittik. Üyelerimizden Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü öğrencisi Mustafa Kaya deneyim sonrası hissettiklerini yazdı;

"Karanlıkta Diyalog ile görme engellilerin gözleri ile dünyayı gördüm. O dünyanın zorlukları çok. Özellikle Türkiye gibi bir ülkede sadece görme engellilerin değil her bireyin sokakta, trafikte, yollarda yaşadığı bir sürü sorun var.
 Bugün rehberimiz olan güzel kalpli bir insanı ve onun dünyayı algılayış şeklini tanıdım. Trafikte karşıdan karşıya geçmenin görme engelli bir insan için başlı başına büyük bir tehlike ve macera olduğunu gördüm. Bugün daha önce dokunmadığım birçok objeye dokundum. Aslında çevremdeki birçok şeye dokunmadığımı, birçok şeyi dinlemediğimi anladım. Gözler ile yaşamak ön planda olduğunda diğer algı organları ile dünyayı algılamanın arka plana itildiğini fark ettim.

Bugün karanlığın içerisindeki gözle görülemeyen ışığı gördük . Ona dokunabildik, onu duyabildik. İnsanları ses tonları ile tanıdık ki bu da çok ilginçti. Bir yandan da dünyadaki bir sürü pisliği görmediklerini, bilmediklerini düşünüyorum. Yorum yapmanın dahi zor olduğu çok ayrı bir boyut bu.


Mutlaka deneyimlemelisiniz."








8 Mayıs 2014 Perşembe

“Karanlık yoktur; diyalog vardır.”

“Karanlık yoktur; diyalog vardır.” diyor serginin görme engelli rehberlerinden biri ve herkesi karanlıkta İstanbul’u deneyimlemeye davet ediyor.

Karanlıkta Diyalog, dünya üzerinde 130 kentte 7 milyondan fazla insana “dokunmuş” bir deneyim ve ilk kez Türkiye’de. Ziyaretçilerine İstanbul’a özgü koku, ses, sıcaklık, doku öğeleri ile tasarlanmış tamamen karanlıktaki ortamda kentsel deneyimler yaşatan sergiyi gezmek, karanlıkta keşfetmek için son haftalar!

15 Mayıs’a kadar uzatılan sergi Gayrettepe Metro İstasyonu’nda. Ayrıntılı bilgi için;




31 Ocak 2014 Cuma

Bienal Başvuruları 1 Şubat'ta sona eriyor!

'Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil'
temasıyla 18 Ekim -14 Aralık 2014 tarihleri arasında
gerçekleşecek olan 2. İstanbul Tasarım Bienali için
son başvuru tarihi 1 Şubat.





20 Ocak 2014 Pazartesi

2014 Fikir Buluşması

Yeni yıla yeni fikirlerin heyecanıyla girerken, bu fikirleri paylaşmak, tartışmak, çoğaltmak üzere TAG Platform dostlarıyla 19 Ocak Pazar günü bir araya geldik.
Çalışmalarımıza ulaşmak, bize katılmak için facebook sayfamızdan takip edebilirsiniz;

https://www.facebook.com/tagplatform




27 Aralık 2012 Perşembe

DDW 2012 ya da Tasarım Nereye Gidiyor?


Eindhoven, Hollanda’nın güneyinde küçük ama son zamanlarda adı tasarımla birlikte anılan bir kenti.  20. yüzyıl başlarından itibaren endüstrileşmeye başlayan şehir uzun yılar boyunca aydınlatma şirketi Philips’in üretim tesislerine de ev sahipliği yapmış. Günümüzde Eindhoven’in tasarım başkenti olma iddiasını besleyenönemli 3 sebep; son dönemlerin en ünlü Hollandalı tasarımcılarını yetiştirmiş olan Design Academy Eindhoven; kenti terk eden endüstrinin üretim tesislerine tasarımcı ve mimarların yerleşebileceği alan bırakmış olması ve bu yıl 11.sini düzenlenen Hollanda Tasarım Haftası (Dutch Design Week) kuşkusuz.

Tasarım haftasının kente getirdiği hareketlilik gözle görülür düzeyde. 180 000 ziyaretçinin beklendiği etkinliğe katılanların sayısı 200 000’i geçmiş bu yıl. Haftaya özel olarak, tasarımların süslediği ve sergileme alanları ve tasarımcıların atölyeleri arasında ücretsiz ulaşım sağlayan ‘mini’ taksi duraklarında kuyruklar esik olmadığı gibi sergilenen ürünleri yakından incelemek için de beklemek zorunda kaldığım oldu.

Bu yıl “Enter a Brave New World” mottosuyla düzenlenen tasarım haftasının, başından beri değişmeyen özelliklerinden biri deneysel ve inovatif işlere kucak açması. Yenilikçi malzeme ve teknolojinin bolca kullanıldığı ürünleri izlerken, bir bilim merkezi geziyor olduğunu sanmak da mümkün. Bu durum özellikle genç tasarımcıların işlerinde çok belirgin. Design Academy Eindhoven’daki mezuniyet sergisinde çevre, sürdürülebilirlik, geri dönüşüm gibi konuların yanı sıra gündelik hayatta sosyal ilişkilerden eczacılığa, fizikten tutsakların sosyal yaşama katılımına dek  bir çok konuda öğrencilerin “design thinking”, yani tasarımın kendine has süreçlerini kullanarak geliştirdiği öneriler var. Genç tasarımcılar, tasarımın yaratıcı süreçlerden ibaret olmadığı farkındalığıyla araştırma ve tanımlama süreçlerini de önemsemekte ve işleriyle tasarımın ne kadar geniş bir alana değebileceğini ve dönüştürme iddiası taşıyabileceğini kanıtlamaktalar.  

Örneğin Barbara Larcin, SHAeRE adını verdiği projesinde çok basit bir şekilde şu soruyu sormuş: sosyal medya bizi dünyanın diğer ucundaki insanlarla iletişime girme olanağı verirken, gündelik hayatta,  gece dışarı çıkarken bir çocuk bakıcısına ihtiyaç duyduğumuzda sokağımızda bu işi yapan birini bulmamıza neden yardım etmesin? Tuomas Tolvanen ise, insana ait geçicilik, kırılganlık ve kusurluluk gibi özellikleri aktarmaya çalıştığı tasarımlarında, insanlara anıları kadar yakın objeler üretmeye çalışmış.

Designhuis’teki  ‘De Etende Mens’ adlı sergi, yemek ve tasarım üzerine sorgulayıcı ve ilginç bir sergi. Bir yanda farklı kültürlerden ailelerin haftalık yiyecek-içecek tüketimleri karşılaştırılırken diğer yanda toplumsal sorunlara tasarımla verilebilecek yanıtlar yer alıyor. Örneğin ilaçların ulaşamadığı yerlere Coca-Cola ulaşabiliyorsa, bu ürünün kasaları içine sığabilecek biçimde paketler içinde küçük medikal kitler tasarlayabilir ve markanın güçlü dağıtım ağını kullanabiliriz.

Deneysel ve yenilikçi işlerin yanı sıra ürün tasarımı ve ‘müze için tasarım’ diyebileceğimiz işler de eksik değil elbette. Yine de gündelik hayat için tasarım önemli bir yer tutuyor sergilenen işler arasında. Bir su kovası ya da temizlik fırçasının hangi malzemeden nasıl tasarlanırsa hayatımızı kolaylaştıracağını düşünenler az değil. Gündelik hayat için tasarlamaya yönelenlerle konuştuğunuzda, tasarımın herkesin ulaşabileceği maliyetlerde olmasını da çok önemsedikleri anlaşılıyor.  

Piet Hein Eek, atık ahşap malzemeyi yeniden kullanarak tasarladığı mobilyalarıyla ve merkezin bir miktar dışında yer alan atölyesiyle kurumsallaşmış tasarımcılardan. Endüstriyel bir yapı içinde yer alan ve ofis, üretim atölyeleri, sergi ve satış alanları ve genç tasarımcılarla paylaştığı etkinlik mekanlarıyla, deyim yerindeyse bir ‘tasarım üssü’ kurmuş durumda. Pragmatik yaklaşımlar ve basitleştirmeye çalıştığı süreçlerle çalıştığı atölyesinde, atık malzemenin estetik duygularımıza hitap edebileceğini kanıtlıyor.

Hollanda’nın ünlü tasarımcılarından Kiki van Eijk ve Joost van Bleiswijk’ın atölyesi ise işlevsel olmamaları bir yana fiyat olarak da erişilemez ‘tasarım objeleri’ ile dolu. Kişisel olarak çok yakın olmadığım bu tasarım yaklaşımını benimsemiş diğer atölyeleri de gezerken zihnimde uyanan soru, hafta kapsamında düzenlenen tartışmalardan birinin de başlığı idi: “How much design can we digest?”. Ne kadar tasarımı hazmedebiliriz sorusu saf kavramsal tasarımın bir doyum noktasına ulaştığı yönündeki fikrimi dile getiriyor.  Hollanda’nın son dönemlerde kriz nedeniyle kültüre ayrılan bütçede yaptığı kısıntılar da göz önüne alınınca, bu kışkırtıcı soruyu şöyle sormak da mümkün: ne kadar tasarımcıyı hazmedebiliriz? 

Neslihan Şık

1 Kasım 2012 Perşembe

Dutch Design Week 2012’den İzlenimler


Hollanda Tasarım Haftası’nın (Dutch Design Week) 11.cisi geçtiğimiz hafta Eindhoven’da gerçekleşti. “Enter a Brave New World” mottosuyla düzenlenen bu yılki tasarım haftasında 1800 tasarımcı kente yayılmış yaklaşık 85 ayrı noktada ürünlerini sergilerken kolektif yaratım ve sürdürülebilirlik konuları en sık vurgulanan konu olarak öne çıkıyordu.




DDW 2012’ye katılan 200 000’i aşkın ziyaretçi arasında Dutch DfA’in davetlisi olarak etkinliğe katılan TAG Platform da vardı. İnovasyon ve deneyselliği hep ön planda tutan tasarımlardan sürdürülebilirlik ve sosyal kaygılarla da üretilmiş olanları, elbette dikkatimizi daha çok çekti.

Etkinlikler arasında Einhoven Tasarım Akademisi’nin mezuniyet sergisi, genç mezunların işlerini izlemek ve ilginç sohbetler yapma fırsatı verdi. Tasarımın bir son ürün yaratımı olmaktan çok daha fazlası olduğunun bilincindeki gençler, mezuniyet projelerinde süreci özellikle vurguluyorlar. Kullanıcıların katılımı ve sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik kaygılarıyla ürettikleri tasarımlarında ayrıca herkesin karşılayabileceği maliyetler içinde kalmaya da gayret ediyorlar.


DDW 2012, kente yayılımı, kent halkının gündelik yaşam rutini içine yerleşmesiyle de başarılı. Sergilemelerin yoğunlaştığı bölgelerden biri doğrudan kent merkezi. Sergileme alanları arasında ulaşımı sağlayan ücretsiz taksiler ise, tasarımları ile dikkat çekici ve izleyicilere dilerlerse belli tasarımcıların atölyelerini de ziyaret etme fırsatı veriyorlar. Tüm organizasyon kent, kentli ve tasarımın olması gerektiği gibi iç içe bulunmasına olanak vererek tasarımın herkes için olduğunun da altını çiziyor.  


23 Ekim 2012 Salı

Herkes İçin Tasarım Atölyesi


22-26 Mart 2012 tarihleri arasında İstanbul Tasarım Bienali ön etkinlikleri kapsamında TAG Platform’un yürüttüğü Herkes için Tasarım Atölyesi, bienalin ana teması “kusurluluk” kapsamında standart ölçülere uymayan yaşlı, çocuk, engelli, hamile, sportif, uzun, kısa ...  bireylerin kentlerde gündelik hayatlarını sürdürüken karşılaştıkları engelleri araştırmıştır. 



Bu araştırma sonucunda ‘herkes için tasarım’ın gerekliliğine dikkat çekmek üzere bir kampanya tasarlanması fikrini doğurmuştur. Kampanya, kentte her gün mücadele ettiğimiz ve çoğu zaman alışkanlıkla görmediğimiz engellere dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.


Atölye Yürütücüleri:
Neslihan Şık
Erkan Nazlı
Banu Binat
Yelta Köm
Zekiye Nazlı
Pete Kercher

Sunumlar:
Berk Sarper Şenol
Kerem Rızvanoğlu



Atölye Katılımcıları:
Ruken Karakuş
Esma Kurt
Ceylan Tokgöz
Ilgın Yeşim Eldeş
Fikret Can Kuşadalı
Neslihan İmamoğlu
Aşkım Cansın Özer
Irmak Yamaner
Gökçe Durmaz
Bora Akın
Elif Gülşen
Burak Akoluk
Nihan Aker
Ece Günal
Damla Gürer
Umut Koç

" Eve Dönerken İki Ekmek Bir Madalya "
Sergi süresi: 15 Ekim-12 Aralık 2012 
Sergi Mekanı: Mimarlar Odası
IKSV-İstanbul Tasarım Bienali / TAG Platform  
Sponsor: KORAY

18 Ekim 2012 Perşembe

Kusur Kimde ?

" Eve dönerken iki ekmek bir madalya "

Kentte gündelik hayatımızı sürdürmek neden bir mücadeleye dönüşüyor?
Kentler mi kusurlu , biz mi kusurluyuz?






Bu sergi TAG Platform’un İKSV Tasarım Bienali ön etkinlikleri kapsamında Mart 2012’de tasarım farkındalığı yaratmak üzere gerçekleştirdiği “Herkes için Tasarım” atölyesinde tasarlanmıştır.


Hazırlayanlar:
Neslihan Şık
Banu Binat
Erkan Nazlı
Aylin Baylan
Berk Sarper Şenol
Yelta Köm
Ruken Karakuş
Esma Kurt
Ceylan Tokgöz
Ilgın Yeşim Eldeş
Fikret Can Kuşadalı
Neslihan İmamoğlu
Aşkım Cansın Özer
Irmak Yamaner
Gökçe Durmaz
Bora Akın
Elif Gülşen

Dijital Uygulamalar: PUBLICS MODEM

" Eve Dönerken İki Ekmek Bir Madalya "
Sergi süresi: 15 Ekim-12 Aralık 2012 
Sergi Mekanı: Mimarlar Odası
IKSV-İstanbul Tasarım Bienali / TAG Platform  
Sponsor: KORAY

17 Ekim 2012 Çarşamba

Kentler mi kusurlu? Biz mi kusurluyuz? İstanbulluların katılımıyla tamamlanacak bir sergi!


İstanbul’da Tasarım Bienali yoğun bir şekilde devam ederken “Kentler mi kusurlu? Biz mi kusurluyuz?“ diye sorarak toplumun dikkatini kentlerin tasarımına çekmeyi hedefliyoruz. Bienalin iki ana sergi mekanının arasında Karaköy Mimarlar Odası’ndaki sergide Mart ayında tasarım öğrencileriyle yürüttüğümüz “herkes için tasarım atölye çalışmaları”nın sonuçları sergileniyor.

Sergi iki büyük haritadan oluşuyor. Birincisi atölye çalışmalarının sonuçlarına dayanan Karaköy kusurluluk haritası. Atölye çalışmaları boyunca farklı insan tiplerine bürünen öğrenciler değişen insan özelliklerinine göre Karaköy’de gündelik hayatı deneyimlediler. Büyük kentlerde yaşamak bir sporcu gibi mücadele etmeyi gerektiriyor yani “biz değil kentler kusurlu”. Kentteki mücadeleyi yaratılan olimpiyat oyunlarıyla anlatan öğrencilerin videoları da sergide izlenebiliyor.

İkinci harita ise tüm İstanbulluları katılıma çağırıyor. Boş haritanın üzerine sorunları küçük not kağıtlarına yazarak iğneliyorsunuz. Böylece yavaş yavaş istanbulda yaşayanların yarattığı kusurluluk haritası ortaya çıkmaya başlıyor. Bienal sonunda tüm notlar semtlere göre değerlendirilerek bir de analiz yapılacak.


Herkesi sergiye gelip bu haritayı tamamlamaya bekliyoruz...


" Eve Dönerken İki Ekmek Bir Madalya "
Sergi süresi: 15 Ekim-12 Aralık 2012 
Sergi Mekanı: Mimarlar Odası
IKSV-İstanbul Tasarım Bienali / TAG Platform  
Sponsor: KORAY


22 Ağustos 2012 Çarşamba

Asıl engel bu yollar


Görme engelliler için yapılan 'kabartmalı hissedilebilen yollar' tam bir engele dönmüş durumda. Radikal, bu yolları takip etti ve sıkıntıları saptadı.

7 Ağustos 2012 Salı

Herkes için Tasarım ekibi bu haftasonu “Karaköy Olimpiyatları” hazırlıkları için atölyedeydi!


Herkes için Tasarım ekibi bu haftasonu “Karaköy Olimpiyatları” hazırlıkları için atölyedeydi! Çalışmalar bu kez Koray Şirketler Topluluğu’nun Yapı Kredi Plaza’daki toplantı salonunda, 4-5 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirildi. İKSV Tasarım Bienali kapsamında sergilenecek işlerimizden olan haritamızın altlığı tasarlandı, 3 boyutlu yapı çizimlerine başlandı. Maskotumuz, logomuz ve oyunlarımızın ikonları renklendi, geliştirildi. Çok yakında sizlerle olacak Karaköy Olimpiyatları web sayfamızın hazırlıkları yapıldı.   Atölye, önümüzdeki zaman dilimi için çalışma programı ve görev dağılımları yapılarak sonuçlandı. 



27 Temmuz 2012 Cuma

"Karaköy Olimpiyatları" için Hazırlıklar Sürüyor!

Şehirdeki “kusurlu” tasarımları belirlemeye hazır mısınız? Herkes için Tasarım atölyesi bu amaçla pilot bölgemiz olan Karaköy üzerinde çalışmaya devam ediyor. İKSV Tasarım Bienali etkinlikleri kapsamında kasım ayında oynanacak 7 olimpiyat oyunu belirlendi! Ayrıca bienal süresince açık olacak interaktif sergimizin ürünleri hızla şekilleniyor. Yaşadığımız şehrin iyi tasarlanmış öğelerden oluşması hepimizin temel ihtiyacı. Bu farkındalığı oluşturmak için Karaköy Olimpiyatları'nı takip etmeye devam edin. Detaylar çok yakında blog ve facebook sayfalarımızda!